Pazartesi, Ekim 20, 2014

Benim kahvelerim



Kahveyi annemle sevdim ben. İlk kahvemi de onunla içtim. Her öğlen dinlenirdi annem. Uyumasa da yatağına uzanır bir saat kadar yatardı. Zorunluluktu bu onun için. Kalkar kalkmaz da ilk iş mutfağa gider, kendine bir kahve yapar, camın önüne oturur, keyifle kahvesini yudumlardı. Sigara tiryakisi değildi ama bazen bir tane de sigara yakardı yanına. Çok şükür ki yıllarca birlikte kahveler içip, muhabbetler yaptık cam önünde.  Böyle böyle kahve tiryakisi oldum. Öyle keyifle içerdi ki kahveyi , tadını ala ala, o zevki de kapmıştım ondan. Bende keyifle içmeye başladım. Annem öldükten sonra kahveden keyif almaz oldum. Sebebini bir türlü çözemedim. Bu kadar sevdiğim keyifle içtiğim kahveyi şimdi neden aramaz olmuştum ? Belki de, onsuz kahvenin tadı da kalmamıştı, çok şeyin kalmadığı gibi. Annem gideli yaklaşık iki yıl oluyor. Biraz biraz kahveyle eski muhabbetime dönmeye başladım. Alışamıyorum ama yokluğunu kabullenmeyi yavaş yavaş öğreniyorum belki de.

Bu ağır mevzudan koparsak biraz. Kahve içmek ayı bir ritüeldir çok zaman benim için. Tad alsam da almasam da, özenle hazırlarım. Hem ortamı hem kahveyi.



Bahçemizde içilen kahveler birazcık daha keyif veriyor sanki. Evde yalnız pek keyifli değil hala. O yüzdende bol bol bahçeli kahve fotoğrafı çekmişim. Bahçede de farklı yerlerde içmeyi seviyorum. Gazanyaları izleyerek içince fotoğrafta çekiliyor zaten hemen.


Mahalle esnaflarını her zaman sevmiş ve desteklemişimdir kendimce. Bakkaldan alabileceğim şeyleri marketten almam genelde. Sizlere de öneririm destekleyin onları. Ufakta olsa alışverişlerinizi aksatmayın. Bu gördüğünüz şirin köpek mahallemizdeki kuaförün köpeği. Kuaförümüz bakkalın hemen yanında.  Biz güzel bir sohbet eşliğinde dükkan önünde kahvemizi yudumlarken, bu tatlı yaratık Çakıl'da kahvenin güzelliğini yalanarak tasdik etti. Dükkan önüne bir sandalye atıp sohbet etmekte ayrı bir mahalle kültürü ve keyfidir, geçmişten gelen. Güzeldir, kaybolmamalı.


Denize karşı içtiğim kahvelerde keyifliydi bir zamanlar. Bu kahvede annemi hatırlayarak içtiğim bir kahvedir. Boş boş denize bakıp, anılara daldığım bir anda , anı ölümsüzleştirmek için çekilmiş bir fotoğraftı.

Denize karşı içerken, yanında buz gibi bir su ve lokumda varsa keyif iki katına çıkar. Bu fotoğrafta gördüğünüz üzere getirirken dökmüşüm kahveyi .


Fala inanma falsız kalma deyip şimdilerde en çok yaptığım, telefondan indirdiğim bir programa fincanımın fotoğrafını gönderip fal baktırmak. Bazen çıkıyor demedi demeyin .


Kahve, resim yaparken arkadaşlık ederse de keyifli olur benim için. Artık resim çalışmaya başlasam iyi olacak. Bu tembel hal nereye kadar devam edebilir ki. Yeter artık.


Abla , yeğen ikilisi ile gezmelerde tozmalarda içilen kahve ile yapılan sohbetler meşhur ve keyiflidir benim dünyamda. İyi ki varlar. Bu foto geçen yıl 13 Şubatta çekilmiş. Hava o gün 15 derece imiş ve dışarıda içmişiz kahveyi. "Güzel günler göreceğiz çocuklar , neşeli günler göreceğiz " dediği gibi Nazım Hikmet'in, demek ki Şubat ayında ılık, güneşli günler görebileceğiz çocuklar. 



Mutfağa güneş gelmişse, kitaplar eşliğinde yudumlamak gibisi var mı ? Onun keyfide bambaşka. Helede sonbaharsa, ev soğuksa , güneş seni ısıtıyorsa, aldığın keyfi fotoğraflarsın hemen böyle . Bakınca içim ısındı desem. Kitaplar ve kahveye bu iyi ki  varsın notu.



Doğrudur, 40 yıl hatırı vardır bir fincan kahvenin. Çünkü; keyifle bir sohbet paylaşmışsanız , o "an"ı birlikte yaşayabilmişseniz , kahve arkadaşınızla , 40 yıl sürer onun hatırı. 40 yıl hatırlı dostlarıma sevgiler. 


Cumartesi, Ekim 18, 2014

Haftanın "EN"leri

Sally Hansen marka nude tonlardaki bu oje Elle dergisi tarafından seçilmiş. Ben de  haftanın en'i olarak aldım kabul ettim.


Gözlük numaralarım yine değişti. Eskiyen gözlüklerimin yerine yenisini almam da gerekiyordu. Hem çerçeve hem cam değiştirerek tarzımı da değiştirdim . Levı's marka gözlüklerle tanıştım. Yakın ve uzak olmak üzere iki Levi's gözlük sahibi oldum. Yakın gözlüğümü çok sevdim ama uzak gözlüğüm için hala tereddütteyim. Sanki yakışmadı gibi. Alışırım belki bakalım. Bir sürü modelini denedim hepsini de çok beğendim. Öneririm.  Bu sebeple benden haftanın "en"i olmaya hak kazandı .

foto
Tv izlemiyorum ama başladığı gün bir tesadüf izlediğim Med_Cezir adlı diziyi internetten hiç kaçırmadan takip ediyorum.Seyrettiğim tek dizi olan Med-Cezir'in bu iki oyuncusunu, son bölümüde izledikten sonra  bu haftanın "EN"leri arasına dahil ettim. Aybüke Pusat ve Barış Alpaykut. Çok yakışıklı ve çok güzel iki genç .Başarıları katlanarak ilerlesin.

Hayat Gibi

Hava soğudukça aklıma gelen bu şarkıyı zaten severdim. Ama bu ara çok çok sık dinliyorum. Dolayısı ile listeye dahil oldu hemen. Vardır tabii başka sebeplerde diyor ve şarkının sözleri ile sizi baş başa bırakıyorum  Toygar Işıklı söylüyor  TIKTIK 





















Geçtiğimiz günlerde Flormar'dan aldığım fondoten ve allık fırçalarını çok sevdim. Bu hafta onlarda "EN" listesinde yer aldı bu yüzden. Çok kullanışlı ve yumuşacıklar. Sıra diğer fırçalarda. E tabii maddi durum hepsini aynı anda almaya uymuyor. FLORMAR sitesinden inceleyebilirsiniz.

ZEYNEL ÇİLLİ


Tatlı yiyelim yazıyı tatlı ile bitirelim. Her daim Zeynel Çilli'den beslenen biri olarak, tavuk göğsü kazandibi benim için tüm zamanların "EN"i. Hala tadına bakmamış olanınız varsa, "mutlaka denemelisiniz" . Tabii ki kazandibi yemişsinizdir ama bu başka. Yerken kulaklarımı çınlatabilirsiniz .

Salı, Ekim 14, 2014

Paparazi

Ankara cemiyet hayatının  Mavi Anne lakaplı güzel gözlü blogger'ı , doğum gününü dostları ile birlikte kutladı. O kadar çok hediye ve kutlama mesajı aldı ki , ayakları yerden kesildi. İki kum tanesi olarak bende doğum gününü en iyi dileklerle kutluyor, sevgilerimi iletiyorum. Bu pastada benden ona gelsin.



Japonya'da yaşayan ve Yoshi Kato ile evli olan Sergül Kato Türkiye ziyaretinden güzel haberlerle ayrıldı. Şeker blogger Sergül, anne oluyor. Bebeğin cinsiyeti henüz belli değil. Ben erkek olacak ve Yoshi'ye benzeyecek tahmininde bulunuyorum.





Bir haberde İstanbul cemiyet hayatından. Gezgin blogger, çevirmen İmge Tan eşi ile birlikte hayalinin seyahatini gerçekleştirip Afrika'ya gitti. İnstagram hesabından takipçileri ile yürekleri  ağızlara getiren fotoğraflar paylaşan İmgeleme blogu sahibi , şimdi de Afrika anılarını blogunda kaleme alıyor. Biz ondan en kısa zamanda bir kitap bekliyoruz.



Geçtiğimiz günlerde İskoçya sokaklarında bisiklete binerken görüntülenen , bir deli anında yazmaya başlayan, bir deli anında yazmaktan vazgeçen Deli Anne yayınlarına kaldığı yerden devam etme kararı aldı. Çektiği fotoğrafları yazarlık kabiliyeti ile dile getirip konuşturan  Deli anne'den en kısa zamanda her ikisini birleştirdiği bir kitap gelecek hissine kapılıyorum. Hislerim doğrudur umarım. Ve işte onun çektiği harika fotoğraflardan bir tanesi.

Fotoğraf Deli Anne'ye aittir.

















Sanatın her dalına ve okumaya tutkun emekli öğretmen Leylak Dalı blog sahibi, Antalya film festivali etkinliklerine katıldı. Kendisi de çok güzel senaryolar yazacak ve eminim onun senaryolarını da film festivallerinde izleyeceğiz. Okuduğu kitapların sayısının, kitaplar  yan yana dizildiğinde Antalya _ Ankara arası tren yolunu kapladığı gibi bir söylenti ile dillerde dolaşan blogger'ın, o kadar kitabı nasıl okuduğu merak konusu. 



İstanbul cemiyet hayatının ünlü çifti geçtiğimiz yıllarda Datça'da yaşamaya karar vermişti. Tamamen  kendi zevklerine göre döşedikleri Sahildeki Ev'lerinde bugünlerde tadilat başlamış. Çiftin yapacağı yeniliklerin ne kadara mal  olacağı merak konusu. Öncelikle kolay gelsin diyor ,köpekleri Hera ile birlikte yenilenen evlerinde mutlu mesut yaşamalarını diliyoruz.





** bu yayın hoşgörünüze sığınılarak hazırlanmıştır :)

Pazartesi, Ekim 13, 2014

Çay saati




Kış bahçesinde masayı hazırladım sizler için. Buyrun sofraya . Hayali bile iç ısıtmaya yeter bence.





Çayınızı yudumlarken bir yandan da kitap okumak isteyebilirsiniz . Bugün D&R'a uğramıştım orada bir cd gördüm, Kitap okurken dinlenecekmiş. Adı da "kitap okurken müzik ".



Sizler için bir şarkı seçtim cd'den. Kitabınızda hazırsa şarkıyı dinlemek için TIKTIK
Kitap okumak istemiyorum, gündemden de uzaklaşayım biraz kafam dağılsın , bir dergi olsa da karıştırsam derseniz buyrun çevirin sayfaları. Keyfiniz bol, akşamınız güzel olsun. Kucak dolusu sevgiler. * Derginin üzerine bi kere tıklarsanız büyük halini görebilirsiniz .


Asık surat Maria

Maria idi adı, lakabı asık surat
Hiç yüzü gülmezdi, arkadaşları koymuştu böyle bir ad
Her şeye olumsuz bakar, negatif düşünürdü
Ne yaparsan yap, güldürmek ne mümkündü

Böyle geçti aylar, seneler
Maria'da değişiklik ne gezer
Bütün çabalar boşa gitti, fayda etmedi
Ne yazık ki Maria geldiği gibi gitti.

17 / Şubat / 2014 Yaşar T. **Şiir babama aittir

*İllüstrasyon temsilidir.

Pazar, Ekim 12, 2014

Avucumdaki kelebek

foto: Çiğdem Taylor
Biraz ahkâm kessem diyorum bugün. Sıklıkla yaptığım bir şey aslında ahkâm kesmek. Mesela desem ki , hayatımız kendi ellerimizde, nasıl istersek öyle şekillendirebiliriz. İyi bir gün geçirmek yada sıkıntıdan patlamak kendi elimizde. Mutlu olmak da aslında çok kolay. O da kendi seçimimiz. Sabah uyandığımızda karar verebiliriz, "bugün mutlu olayım" ya da "bugün çok mutsuz biri olayım" . Tamam da, "tam  mutlu oldum derken yıktın bütün dünyamı " dizeleri de boşa yazılmamış herhalde. Ya da tam mutsuz mutsuz gezerken  , "yüzümü güldürdün, başımı döndürdün, acımı dindirdin" durumları da olmuyor değil. Demek ki bir anda seçimlerimiz değişebiliyor. Zaten  kaderci bir yanım da var, ne olacak şimdi ?

Ziya Paşa  'nın dizeleri var bilir misiniz acaba. ? Babacığımın sık sık söylediği dizeler.
Allah intikâmını kul eliyle alır
İlm-i ledünni bilmeyen bunu kul yaptı sanır
Cümle alem hâlıkındır kul eliyle işlenir
Emri bâri olmayınca sanma bir çöp depreşir...

Yok yok, hiç bir şey elimizde değil. E ama kaderse her şey, mutluluk, mutsuzluk da dahil hiçbir şey  bizim elimizde değilse neye çabalıyoruz biz.?  Yalan dünya işte , çalış çabala sonrada bir gün ansızın bir başka boyuta geç. Öyle de böyle de geçecek hayat, bazen bazı şeyleri kendimiz yaptığımızı sanacağız, bazen kader diyeceğiz yaşayıp gideceğiz. Kanunu böyle bu dünyanın . Bir başka söz de var ki düşün dur.! Tam bir paradoks.
"İnsan tedbir alır, sebeplere yapışır, takdiri bilmez.  Kulun tedbiri ile takdir değişmez."
Gel çık işin içinden çıkabilirsen. Bir de kıssadan hisseler var biliyorsunuz, hayatımıza ışık tutan, bize ümit aşılayan, yol gösteren. Çok bilinen bir kıssadan hisse ama sevdiklerimden birisi. Bir kez daha okumak ve hatırlamaktan zarar gelmez. Onu paylaşacağım şimdi. Sonra da güne başlayacağım. Bugün umutlu olmayı seçmek istiyorum ben. Siz ?


Her zaman olduğu gibi, zamanın birinde iki tane kız kardeş varmış. Çok  akıllı ve bilgililermiş. . Etraflarındaki ve okuldaki bilgiler artık  onlara yetmez olmuş. Bir gün, anneleri onları dağdaki bilge adama götürmeye karar vermiş. Kızlar, bilge adamla karşılaşınca ona sorular sormaya başlamışlar. Bilge adam bütün soruları doğru yanıtlamış, kızlar çok sevinmişler ve annelerinden eğitimleri için bir süreliğine izin isteyerek bilge adamın yanında kalmışlar. Bilge adama sordukları soruların hepsinin yanıtı doğruymuş. Bir süre çok mutlu olmuşlar, ama sonra sıkılmaya başlamışlar. 
-“Bilgenin bilemeyeceği bir soru bulmamız lazım” diye düşünmüşler. 
 Kızlardan biri bir gün
 -“Buldum!” diye sevinmiş.
 -“İki elimin arasına bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım, 
 -“Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü? “ Ölü” derse kelebeği bırakacağım. “Canlı” derse avucumu hafifçe bastıracağım. Her ne derse yanıtı bilemeyecek.”
 Kızlardan birisi kapalı tuttuğu ellerini bilge doğru uzatmış ve  sormuş: 
 -“Avucumun içinde bir kelebek var; canlı mı, ölü mü?” 
 Bilge adam yanıt vermeden önce uzun süre kızın gözlerine bakmış ve yanıtlamış: 
 -“Senin ellerinde kızım. Senin ellerinde…”


foto: Füsun T.


** İlk yayın tarihi 18/ Haziran /2012

Perşembe, Ekim 02, 2014

Adrenalin

Adrenalinle aranız nasıl ? Benim panik atak dönemlerimde sık yaşadığım bir şeydi. İnsanı gençleştirdiğine inanırım ben. İç organlar için çok yararlı olmayabilir ama fiziki olarak olumlu etkisi var diye düşünüyorum . Tıbbi değil, sadece şahsi fikrim.


foto kaynak


Geçmiş yıllarda izleyip, deli bunlar dediğim bir video yeniden çıktı karşıma. Sebastien Montaz  bir ip cambazı. Cambazlık yaptığı yer ise benim çıkıp bakamayacağım , hatta hayal bile edemeyeceğim bir yer. Norveç fiyortlarında yapıyor bu cambazlığı.

TIKLA VE İZLE

TIKLA VE İZLE

Salı, Eylül 30, 2014

Ondan bundan şundan

Sayılı gün çabuk geçer. Hiç anlamazsınız nasıl geçtiğini. Bir de o sayı üç aşağı beş yukarı  belli ise çok daha çabuk geçer. Yapabildiklerinizin en iyisini yaparak dolu dolu yaşamışsanız o günleri, arkanızda bir sürü anı bırakır gidersiniz. Bazende tanıdığınız tanımadığınız bir sürü insanda iz bırakır gidersiniz. Ann Ercan ebedi hayata kavuşmuş. Ayşe Arman röportajında hikayenin tamamını okuyamamıştım yürek acısından, bildiğim kadarı ile çocuklarına bir anı kutusu bırakıp gitmiş. İşte hepsi bu kadar hayatın. İyi-kötü  hikayelerle doldurulmuş bir anı kutusu. Nasıl dolduracağınız size kalmış. Güle güle Ann Ercan. Nurlarda uyu. 



30 / eylül / 1207 Mevlana Celaleddin_i Rumî ,Belh kentinde dünyaya geldi.  Tarihte bugün ne olmuş bir göz atayım dedim, ilk satırda bu vardı. Son günlerde bir tevafuk silsilesi yaşıyorum. Hayır olsun. Çok şey Mevlana'ya götürüyor beni. Bir rivayet vardır bilir misiniz acaba? Bir kere gideni hep çağırır Mevlana derler, hani "gel ne olursan ol yine gel " beytinde olduğu gibi. Ben bir çok kere gittim, yine gidesim geldi bu aralar. Kısmet. 
Mevlana ve tevafuk dedim , geçtiğimiz günlerde D&R da Cemalnur Sargut'un sohbetlerinden derlenmiş kitap ile göz göze geldim. Aldım okudum bitirdim, kendime geldim. Malum depresif hallerden çıkamıyorum epeydir. Kitap bana çok iyi geldi. Kendisi Mevlevidir, kitapta Mesnevi okumalarından bölümler var.  İşte tevafuk burada. Sonra bir başka kitabını daha aldım. Sanırım epeyce bir seri okuyacağım, ruhuma iyi geldiği için.  Malum ruh sağlığı her şeyden önemli. 

Rahman Altın  tanıştığımıza memnun oldum. İlk kez duydum adınızı, bu da benim ayıbım mı acaba.? Kelebeğin Rüyası film müziği Moondance Uluslararası Film Festivalinde "en iyi film müziği" ödülü almış. Müzikler Rahman Altın'a ait. Tebrikler. Türk filmi seyretmiyorum ( çok acıklı oluyor, bünyem kaldırmıyor, bununda suçlusu Çağan Irmak'tır, Babam ve oğlum' da salya sümük ağlattı beni o gün bugün pek izlemem.Bazı filmler için yeğenim uyarır beni hatta " sen sakın izleme" der ) o yüzden filmin müziğini Rahman Altın'ın web sitesinde dinledim, dinlemediyseniz bi uğrayın sizde. Biyografisini okuyunca Ankara'lı olduğunu öğrenip, "işte buu, en iyi sanatçılar Ankara'da yetişir " dedim bir kere daha.  Film, festivalde iki ödül daha almış. Birisi "en iyi film" bir diğeri de "en iyi aktör" ödülü.  Aktör;  Mert Fırat. O da Ankara doğumlu. Helal olsun tüm ödüller onlara . 

Ankara Ankara Güzel Ankara

Kendi dünyamızdan çıkıp erkeklerin dünyasına bir göz atalım mı bayanlar. Bizim dünyamızda, ayakkabılar, çantalar, giysiler, yemek tarifleri, ünlüler ne giymiş, nasıl zayıflarım  vs, vbg şeyler var. Ya onların dünyasında ne var. Otomobil, kızlar, para&kariyer, vücuttaki baklavalar ve seks. Bi göz atın TIKTIK 

Küre_i arz fıkır fıkır kaynıyor bu aralar. Bu kez de Hong Hong kısmı fıkırdamaya başlamış. Bir hırka bir lokma anacım, nedir bu insanlığın derdi. Dünya hızla dönüyor ya, bir gün fren yapıverirse halimiz nice olacak acaba. Mancınıkla fırlatılmış gibi nerelere savruluruz. En uzağa insan atma sporu diye bir şey duydunuz ya da gördünüz mü ? İşte buyrun  TIKTIK

mutlu geçsin gününüz



Pazar, Eylül 28, 2014

Orman evleri

Bir orman evinde yaşamak ister miydiniz ? Ben düşledim bu sabah. Göründüğü kadar güzel olur mu bilmem ama görüntüler çok hoş.


foto
foto



foto
foto
foto
foto
foto
foto
foto
Vee tabii ki  şömine. Hele şu serin sonbahar gününde, yağmur yağarken, odunlar çıtırdarken, siz kitabınızı okurken şahane olmaz mı ?

foto
Hepsinin yanına pazar şarkısını da ilave edip kaçıyorum. TIK TIK

Cumartesi, Eylül 27, 2014

Demiş ki şair

foto kaynak


sâkiyâ mey sun ki bir gün lâlezâr elden gider
çün irür fasl-ı hazân bâğ ü bahâr elden gider

her nice zühd ü salâha mâil olur hâtırım
gördügince ol nigârı ihtiyâr elden gider

şöyle hâk oldum ki âh itmeye havf eyler gönül
lânecem bâd-ı sabâ ile gubâr elden gider

gırne olma dilberâ hüsn-ü cemâle kıl vefâ
bâki kalmaz kimseye naks u nigâr elden gider

yâr içün ağyâr ile merdâne ceng itsem gerek
it gibi murdâr rakîb ölmezse yâr elden gider

AVNÎ

Avnî mahlası ile şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet'in bu şiiri bugünlerde gönlümde nedense. Türkçe açıklamasını; bilgi paylaşılmalıdır diyerek ,İTÜ sözlükten kopyala yapıştır yaptım affola, açıklayanın da eline sağlık ola. 

1-sonbahar geldiğinde bağ ve bahar mevsimi elden gider ey saki şarap sun çünkü bir gün lale bahçesi elden gider

(saki, mey, lalezar, bağ, bahar=tenasüp, bir bahar mazmunu verilmek istenmiş.çünkü içki meclisleri baharda olur.saki ve mey sözcükleriyle meclis anlatmak istenmiş.
sakiya=nida sanatı

yada

bağ ü bahar= açık istiare (sevgili)
fasl-ı hazan=açık istiare (orta yaşılık)
bahar=tevriye (mevsim, koku)

gençlik en güzel çağlarımızdır, onu çok iyi değerlendirmeliyiz, çünkü yaşlandığımız zaman o en güzel çağlarımız elden gider.

2-gönlüm her ne kadar zühd ve salaha ilgili olsa da o (resme benzeyen) nigarı gördüğümde iradem elden gider.

nigar=resme benzeyen sevgili (açık istiare)
zühd ü salah-nigar=tezat

3-hiç süphe yok ki saba yeli ile toz yok olur ben de öylesine toprağa dönüştüm ki gönül bu nedenle ah etmeye korkar.

şair, toprağa dönüşmüştür.gönlü öyle bir ah eder ki o ah bir fırtına koparır.bu nedenle şair, ah etmeye korkar.hüsn-ü talil

hak oldum--ah itmeye
bad-ı saba--gubar düzensiz left ü neşr

şair gönlüne başkasının gönlü gibi sesleniyor.tecrit sanatı vardır.
gönlün korkması=teşhis

4-ey sevgili güzelliğin ile gururlanma vefalı ol çünkü kimseye güzellik baki kalmaz, elden gider.

dilbera=nida sanatı

5-yar için rakiplerle yiğitçe savaşmalıyım (çünkü) köpek gibi pis olan rakip ölmezse yar elden gider.

rakip, köpeğe benzetilmiş (teşbih-i beliğ)
murdar, it=iham-ı tenasüp (rakip)

Cuma, Eylül 26, 2014

Öylesine bir yazı



Birisine öfke duyduğunuzda onu sözlerinizle taciz etmeye başlarsınız. Her yaptığına kusur bulur, her sözünü duvarınıza çarptırır geri yollarsınız. Sizi öfkelendiren şey, karşınızdakinin çaresizliğidir bilirsiniz oysa. Buna rağmen bir sineği öldürmek ister gibi, sözlerinizle vurur da vurursunuz. Bir gün bir bakarsınız sinek ölmüş. Ne kadar dayanabilir ki  ? Öfkeniz dinmiştir o arada. Bu sefer sineğin başında durup, keşke bu kadar vurmasaydım der pişmanlık duyarsınız.

                                                            O çaresiz bir sinekti oysa.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...