Çarşamba, Nisan 22, 2015

Çay saati

Çay saati gelmişse, yani bir ara dilime takılan haliyle five o'clock tea zamanı, yani benim kendime ayırdığım özel zamanlardan biri gelmiş demektir. Çay bahane, özel zaman şahane. Çayı çok fazla sevmeyen ben, bir tek sabahları babamın demlediği çayın hastasıyım. Bu kadar mı güzel çay demlenir. Üç bardak içiyorum hemen her sabah. Az önce camdan bakarken kar atıştırdığını görünce hemen yaktım ocağın altını. Evet , yanlış okumadınız resmen kar atıştırdı. Çayın yanında da okuma yapayım biraz dedim. Biraz Oku adlı internet sitesinde dolaşıyorum. Kitapları incelemek sanal ortamda bile olsa mutluluk veriyor. Baktığım kitaplar:
 Tess Gerritsen'in Gece yarısından sonra
Metin Hara Aşkın istilası YOL
İlber Ortaylı İstanbul'dan sayfalar 
liste böylece uzarrrr gider....

Ve çayın yanında Chopin dinlemek istedim.

Salı, Nisan 21, 2015

Ondan bundan şundan

Mutluluk , bizi bambaşka bir evrene sürükleyen duygu durumu desem, anlatabilmiş olur muyum acaba ne olduğunu ?  Sanmıyorum. Bence tarifi yok mutluluğun. Kalıba sığmaz.  Bazen saniyelik geçişler, bazen uzun süreli. Dün, yürüyüş yolumda yemyeşil çimler üzerinde yemlenen güvercinleri gördüğümde, o "an" çok mutlu oldum, ama güne yayamadım o durumu. Bu manzara nerede görürsem göreyim , bana cenneti çağrıştırıyor.


Charles Dickens: "Mutluluk bir armağandır ve işin sırrı onu beklemekte değil, geldiğinde memnun olmaktadır." (Nicholas Nickleby)

Paulo Coelho: "Eğer daima an'a odaklanmayı başarırsan, mutlu bir adam olursun." (Simyacı)

Stephen King: "Mutluluk, mümkün olduğunda, incelenmeden bırakılmalıdır." (Şeffaf)

Film izlemekte mutluluk verir bazen insana. Ben stresten uzak filmleri  sevsem de, Haziran ayında vizyona girecek olan Jurassic World 'ü izlerim diye düşünüyorum. İşte fragmanı.





Fotoğraf çekmek, gelişen teknoloji ile basite indirgenmiş olsa da , sanattır. Her göz fotoğraf çeker ama sanat yapamaz. İşte bir fotoğraf sanatçısı Nicolas Reusens . Bugün gördüm ve sevdim fotoğraflarını.


Makro fotoğraflarına bir göz atın derim. . Sizde beğenirsiniz  belki TIKTIK   Fotoğraf ve doğa severler için çok güzel görseller var. Keyifli seyirler.

Son olarak bir dergi bırakayım size . Sayfalarını karıştırırken vaktin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.Tabii vaktiniz varsa. 

ELLE DECOR Tıklayınız


Pazartesi, Nisan 20, 2015

İyi haftalar

" Beni bu havalar mahvetti " demiş ya Orhan Veli Kanık, aynen beni de bu havalar mahvetti işte. Dün kırlara, bayırlara, çayır, çimene atmışken kendimi, sıcaktan of puf derken, bu sabah yağmurlu , serin bir Ankara sabahına açtım gözümü. Şikayetçi değilim aslında, sadece bünyem etkileniyor, biyolojik dengem bozuluyor, mahvım o yüzden yani. Yoksa severim yağmurlu havaları da , romantiğim çünkü. O zaman yağsın yağmur, çaksın şimşekler, belki şair bile olurum bugün.

Benim rüyalarım meşhurdur. Hem gerçekleşmesi açısından, hem de uzunluğu, uyanıp tekrar uyuyunca kaldığı yerden devam etmesi açışından. Gece zor geçti. Çünkü tabiri caizse , sabaha kadar, rüyamda annemi gördüm. Annemi görmek acı veriyor, yangın oluyor yüreğim. Rüyamda hastaydı, hastanede yatıyordu, zaten bu aralar aşırı özlem halindeyim, bir de böyle bir rüya görünce bu sabah şaftım kaydı. Nasıl toplarım bilmem. Belki evi toparlarken kendimi de bir nebze toplarım.

Bu iki sebepten ötürü attım kendimi pinterest'e. Neşeli görsellere bakıp, gözümü, gönlümü güzelleştiririm belki. Benim gibi şaftı kayanlar varsa belki bu görseller toparlar bizi. Başka türlü hayatın gerçekleri hafiflemiyor. 




                                                  Keyif dolu, sağlıklı bir hafta dilerim


***foto sahiplerine teşekkürler. Pinterest'ten alıntıdır. Fotolara tıklayıp kaynağa ulaşabilirsiniz.

Pazar, Nisan 19, 2015

Blogda radyo yayını

Bloguma radyo yayını eklediğimden beri bloguma daha çok uğruyorum .Müzik dinlemek isteyince hemen açıyorum. Bu radyoyu beğendiklerini belirten blog dostları da oldu. Belki sizlerde eklemek istersiniz diye bende bugün nasıl yaptığımı paylaşayım dedim.

Önce bu bağlantıya  tıklıyorsunuz  http://www.onlineradyodinle.net/

Açılan sayfada sağ tarafta bir radyolar listesi var. Oradan dinlemek istediğiniz radyoyu seçiyorsunuz. Blogunuza ya da sitenize eklemek zorunda değilsiniz , isterseniz o sitede sevdiğiniz radyo yayınını online dinleyebilirsiniz. Ben bloguma eklemek istiyorum diyorsanız, blogunuzda çalmasını istediğiniz radyoyu seçiyor ve tıklıyorsunuz.
Radyo çalmaya başlıyor. Listenin alt sol tarafında radyoyu göreceksiniz. 


Kırmızı ile işaretlediğim yerde "" sitene ekle "" yazan yeri tıkladığınızda, gerekli olan embed kodu kopyalanmış olacak. Ve embed kodu kopyalandı yazısı çıkacak.

Daha sonra blogunuza geliyorsunuz, soldaki menüden yerleşimi seçiyorsunuz, sonrada açılan sayfada gadget ekle'yi seçiyorsunuz. Oradan metin ekle'yi seçip , açılan sayfada html'yi düzenle  kısmına geliyorsunuz. Sağ tık yapıp , yapıştır diyorsunuz. Tamam'a basıp çıkıyorsunuz. İşlem tamam, radyonuz hazır. 

Benim blogumda çalan radyo "RADYO VOYAGE"

keyifli ve bol müzikli pazar günleriniz olsun. sevgi dolsun


Cumartesi, Nisan 18, 2015

Giovanni Marradi



Dün keşfettim ben. Oysa o keşfedileli yıllar olmuş. Bazen kaçırdığım müzisyenlere hayıflanıyorum, bazen de geçte olsa dinledim, kulağımın pası gitti diye seviniyorum.

1955 doğumlu besteci,piyanist ve aranjör  Giovanni Marradi. Beş yaşında piyano çalmaya başlamış. Ve şimdi 21.nci yüzyılın en başarılı , expressionist piyanistlerinden biri. Marradi eğitimine sekiz yaşında Rus konservatuarı'nda başlamış ve büyüyünce de hedeflerine ulaşmak için ABD'ye gitmiş. Las Vegas'ta Frank Sinatra ile tanışmış , dostlukları Sinatra'nın ölümüne kadar devam etmiş. Yetenekleri müzikle sınırlı değil. Aynı zamanda iyi bir illüstratör. Bir çok ödülü var. Şimdilerde çalışmalarına devam ederken bir yandan da öğrenci yetiştiriyor.

Ben sizinle tanıştırmak için bir kaç parça seçtim ama çok zorlandım. Bakalım benim kadar sevecek misiniz yorumlarını? Rakamların üzerine tıklayınız.


Giovanni Marradi  web sayfası

Cd'leri Amazon'da mevcut.



Hava nefis, evde oturup müzik dinleyeceğinizi pek düşünmüyorum ama benim gibi hafta sonu trafik keşmekeşinden dolayı sokağa çıkmayıp, evde vakit geçiren gruptaysanız, belki okuduğunuz kitaba yada hobinize eşlik eder bu güzel müzikler. Keyfiniz bol olsun.
**iki müziğin birbirine karışmaması için, size zahmet hemen sağ sütundaki radyoyu kapatın :)

Perşembe, Nisan 16, 2015

Hayat kısa,kuşlar uçuyor

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp:
“İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerden biri:
“Çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince, ermiş :
"Ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecek iken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış:
“İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? 
"Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır."
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
"Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: 

“Bu nedenle, tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz."

hayat kısa ,kuşlar uçuyor...
cemal süreya

Çarşamba, Nisan 15, 2015

Gemma Arterton

"29 yaşındaki Arterton, Londra'da düzenlenen ve usta öktür  Sir Laurence Olivier anısına verilen ödül gecesine siyah sırtı bandajlı ve derin göğüs dekolteli elbisesiyle katıldı."

İnternette dolanırken gözüme çarptı bu haber. Haberde ilk dikkatimi çekense , Sir Laurence Oliver'in adının önündeki öktür kelimesi oldu. Acaba bilmediğim bir terim falan mı diye arama yaptım. Çünkü yazım hatası olsa Q klavyede A ve Ö  harfi apayrı yerlerde. F klavye kullanıyor belki de. Ya da telaffuz hatası var.  Aktör olmuş öktür . Herkesin uyguladığı , kopyala-yapıştır sistemi ile haber, bir çok haber sitesinde  aynı hali ile yayınlanmış. Yani kimse bu kelimeyi düzeltmemiş.  Hayret-ül Betül . Takıntılarım artıyor mu ne ? Geçenlerde de izlediğim tiyatro oyununda ütüsüz kıyafetlere takmıştım. Nasıl düzeleceğim ben ? Takılmamayı ne zaman öğrenirim ? Hay bu mükemmeliyetçilik


                                      Haberin diğer dikkat çekici kısmı ise, Aterton'un göğüsleri. 

kaynak için fotoya tıklayınız


Benim gibi direk Aterton'un göğüsleri demek yerine , farklı başlıklar atmışlar. Oysa sonuç aynı.
Dekoltesiyle manşetlere çıktı
Ödül gecesine elbisesiyle damga vurdu
Gemma Anterton dans ederken dağıldı


Salı, Nisan 14, 2015

Paramparça

Dizi piyasasında neler var tam olarak bilmiyorum. Bildiğim sadece adları. Onu da izleyen arkadaşlardan ya da internette gezerken öğreniyorum. Çok yalnız bir akşamımda tesadüfen Med_Cezir dizisine başlamıştım. Fakat dizi fazla uzadı. Anladım ki onlar diziyi bitirmeyecek, bende ki tadı daha da kaçmadan ben diziyi sonlandırma kararı aldım. Dizi dizilikten çıktı . Yeter bu kadar bana. Beni geriyor artık. Ne lüzum var gerilmeye dimi ama ?

Yine bir, çok yalnız akşamımda, Aşk Yeniden'i izlemeye başladım. Pek sevdim doğrusu. Güldürücü bir dizi. Böyle dizileri seviyorum, romantik ve güldürücü. Oyuncular birbirlerine çok yakışmışlar. Güzel gidiyor şimdilik amaaaa, aması da var tabii. Diziyi uzatmak için tadını kaçırırlarsa bende hemen kaçarım. Hatta ufaktan  sıkılmaya başladım gibi. Film gibi olsa diziler, başlangıç, gelişme ve sonuç toplamda 20 bölüm sürse mesela. Sonra bir yenisine başlasalar. İlle yılan hikayesine çevirip , ille bıktırmaları mı gerekiyor ki ? 

Paramparça diye bir dizi varmış. Dram sevenler için muhakkak ki güzeldir. Ama ben sevemedim bu kadar dramı. Adı beni paramparça etmeye yetti. İçeriği de parçalayıcı gibi. Benim için hemen paramparçanın son bölümü olur dizi. 


Kayıp bir bavul gibiyim hava alanında 

Yada boş bir yüzme havuzu sonbaharda 
Çok mu ayıp hala mutluluk istemek 
Neyse zaten hiç halim yok 


Hayat bizi paramparça ederken, mümkünse benim için paramparça sadece Teoman'ın şarkısı olarak kalsın. Güldürücü şeylerle gelin bana ...

PARAMPARÇA / TEOMAN 

Pazartesi, Nisan 13, 2015

Farkındalık

Bahar geldi ama oldukça dengesiz geldi. Sıcak, soğuk, kar, yağmur derken karmakarışık bir bahar yaşanıyor. Ruhumdaki tomurcuklar da kâh açıyor, kâh soluyor, kâh donuyor, ortama ayak uyduruyor. Yani bende en az bu bahar kadar dengesizim. Sabah gözümü pür neş'e açıyorum, tepelerde, en yükseklerde olan ruh durumum, bir kelime ile tepetaklak olup, kaydıraktan kayar gibi, bir hızla tepeden en aşağılara iniyor.

Sorunumu da biliyorum. Kabullenme sorunum var.  Duygu ve düşünceleri yok etmek mümkün değil. Bastırmaya, yok saymaya  çalışarak da bir yere varılmadığı gibi daha büyük sıkıntılara neden oluyor. Yapılabilecek tek şey, olanı olduğu gibi kabullenmek. Yani hayatın bazı acı  gerçeklerini duygusal olarak reddetmek yerine, onlarla yüzleşip, değiştiremeyeceğin şeyi kabul etmek gerek.

Bi öğrenebilsem ! Bi kurtulabilsem şu aşırı duygusallıktan ! Bi diyebilsem "gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu , yaşamak " ! Bi kendimi düşünmeyi öğrenebilsem ! Bi farkında olabilsem ! "Ya olursa" düşüncelerinden bi arınabilsem ! Bi an'ı yaşayabilsem ! Bi duygularımla arama mesafe koyabilsem !

Hz. Mevlana'nın şu dizelerini okuyup okuyup bi anlayabilsem, anlayıp uygulayabilsem, bi farkında olabilsem !

MİSAFİRHANE
İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak bir şeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.

Hepsini karşılayıp eyle!
Evini vahşetle süpürüp,
Bütün mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse.

Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.

Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.

Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.

Mesnevi 5. cilt- 3676: Çeviren: Vehbi Taşar. Coleman Barks “Essential Rumi”


Cumartesi, Nisan 11, 2015

Liva pastanesi

Geçenlerde ablam ve arkadaşları Çukurambar Liva pastanesinde buluştular. Sekiz , on kişilik bir gruplar.  Ablam dışında herkes açık büfeye dahil olmuş. Ablamda çok aç olmadığı için sadece omlet sipariş vermiş. Omletini yemiş, sonrasında da arkadaşının tatlısından çatalın ucu ile almış. Yani minnacık. Zaten kendisi şeker diyetinde, tatlı yemesi yasak. Neyse, hesap gelmiş, herkes kendi ödüyor. Sıra ablama geldiğinde garson fiyatı söylemiş, ablam yüksek görünce sormuş, neden bu kadar diye. 10 TL. tatlı paranız var demiş garson. Ben tatlı sipariş vermedim deyince de "arkadaşınızın tabağından yediniz" demiş. Bir çatal alıp tadına baktım demiş ablam. Efendim açık büfeye dahil olanların tabağından bir başkasının yemesi yasakmış. Tatlısından aldığı arkadaşı ben arkadaşıma ikram ettim deyince de , çok sayın yetkili kişi " siz o ikramı evinizde yapın hanfendi " diyerek azarlar tarzda bir cevap vermiş. Buna benzer nahoş konuşmalar geçmiş aralarında. Ablacım dedikleri miktarı ödemiş . Garsonlar masa aralarında sürekli dolaşıp kim ne yedi kontrol ediyorlarmış. Biz öyle zırt pırt açık büfelere katılmayız. Ablamda bu yasaktan bi haber. Bilse elbette o çatalı da almazdı.  
Nezaketi hiçe sayan pastane yöneticisini esefle kınıyorum. Madem kontrol ediyorsun, ne amaçla ve ne kadar aldığına da bir baksaydın bi zahmet. Bütün tabaklara saldırıp bir şeyler yemiş olsa tamam haklısınız . Aldığı bir çatal tatlı. Hadi gözünüz doymuyor paraya, bari daha nazik konuş ve davran. Çünkü bizim gözümüz de nezakete doymuyor.!!!

Yıldız Liva pastanesi de bir ayrı alem. Koltuklarına oturmaya tiksiniyorum. En nihayetinde yetkili bayana, bu pis, lekeli koltuklarda yemek yerken midemin bulandığını belirttim bir gün. Dünyanın parasını alıyorsunuz , bizi de bu paraya karşılık pis koltuklara layık görüyorsunuz dedim.  Bir sürü laf kalabalıklı cevap aldım. 

Ailece ve grup olarak, Liva pastanelerine gitmeme kararı aldık biz. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi yok demeyin. Ankara'da başka yer mi yok, daha saygılı elemanlar çalıştıran, daha temiz bir sürü mekan var. Neticede paramla hizmet alıyorum. Hakkım olanda ; nazik bir tavır, temiz bir ortam ve kaliteli yiyecekler. 

Yarın pazar, bruch günü. Açık büfeye gidecekseniz aman dikkat. Sakın ola yanınızdakinin tabağına çatalınızı yaklaştırmayın bile. Hele de Liva'ya gidecekseniz. 

Çarşamba, Nisan 08, 2015

Unlu börek


                                        

Kuzenimin tarifi ile yapmıştım ilk unlu böreğimi, onun yaptığı kadar çıtır olmamıştı. Denemelere ve tariflere devam ettim. Sonunda çok pratik ve çıtır olan tarifi  Harikalar Mutfağı  adlı sitede buldum. Kuzenin tarifine de çok benziyor. Dilim döndüğünce tarif edeyim size.

2 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı nişasta
1 su bardağı sıvı yağ 
1 yemek kaşığı sirke
3 adet yufka
1 adet yumurta sarısı,böreklerin  üzeri için
Arzuya göre, Çörek otu-susam-haşhaş, yine böreklerin üzeri için

Yağın içine, unu, nişastayı ve sirkeyi ilave edip karıştırın. Un ve nişasta ölçüsü çok tepeleme değil, silme de değil. Normal bir yemek kaşığı. Bir adet yufkayı serin. Yufkanın yarısına hazırladığınız yağlı karışımdan  sürün. Yufkanın yağ sürmediğiniz kısmını, yağlı tarafa doğru kapatın ve yarım ay elde edin. Elde ettiğiniz bu yarım aya  tekrar karışımdan sürüp , yufkayı altıya bölün. Sigara böreği hazırlar gibi. Geniş tarafa istediğiniz iç malzemeyi (haşlanmış patates, peynir, kavrulmuş kıyma, kavrulmuş ıspanak olabilir )  koyup , gevşek bir şekilde sigara böreği gibi sarın, hafif yağlanmış ya da yağlı kağıt serilmiş  tepsiye dizin. Üzerine yumurta sarısı sürüp, zevkinize göre ;susam, çöre otu yada haşhaş atabilirsiniz. önceden 200 derecede ısıtılmış fırında pişirin. 

Umarım beğenirsiniz. Buzlukta bekletilebilir mi henüz denemedim. Ama en azından misafir için, bir ya da iki gün önceden hazırlanıp buzluğa konulabilir diye düşünüyorum. 

afiyet olsun



Pazartesi, Nisan 06, 2015

Kanlı Nigar

Yolun yarısını geçeli epeyce zaman oldu, bir çok şey öğrendim, bir çok şeyi unuttum, şu çenemi tutmayı bir türlü öğrenemedim. Beynimle çenem aynı anda çalışıyor. Bin düşün , bir konuş demiş atalarımız. Bense bin konuşup , bir bile düşünmüyorum. Çalışıyorum , alıştırma yapıyorum, kendi kendimi azarlıyorum, yok işe yaramıyor. Nadiren becerebiliyorum susmayı.

Dün gece Başkent Kültür ve Sanat Tiyatrosu'nun sergilediği Kanlı Nigar adlı oyuna gittim. Oyuncular bir bir sahneye çıktıkça benim gözüm hemen kostümlere takıldı. Çok büyük bir beklentim yoktu kostümlerden. Özel tiyatroların durumunu çok iyi biliyorum, kostüm sıkıntılarını da . Ama yırtıkta olsa , eskide olsa, bir ütüyü hak ettiklerini düşünüyorum. O kadar kırışıktı ki, oyuna olan ilgimi ilk yarıda tamamen yitirdim. İçimden bayan oyunculara söylene söylene bir hal oldum. Bir de en ön sıradan izliyorum , iyice dikkatimi çekti. Gencecik  kızlar , bir aşkla çıkmışsınız sahneye belli oluyor, ama elinize bir ütü alıp o kostümleri neden ütülemediniz !

İşte durmayan çenem oyun arasında yine harekete geçti ve tiyatronun kurucusu beyefendiye " keşke o kostümleri bi ütüleseydiniz " diyiverdim. Aldığım cevapsa "oyunculara bunu ileteceğim " oldu. Hadi hayırlısı. Hay benim bu çenem. Kendimce iyi ettiğimi düşünüyorum, belki bir başka oyuna ütülü kostümle çıkarlar ve her şey çok daha güzel olur. Ama bir yanda da kalkpler kırılır mı acaba diye düşünüp çeneme kızıyorum işte.

Neyse ki ikinci yarı , "bırak ütüleri de oyuna adapte ol" diye kendimi azarladım da, keyifle oyunu izleyebildim.

Oyuncular hakkındaki fikrimi de yazayım hemen. Büyük tiyatro eleştirmeni olarak bunu yapmasam olmaz, Oyunu yöneten ve Abdi rolünü oynayan Abdullah Yüksekcan'ı ayakta alkışlamak gerek. Tüm oyunu aldı götürdü. Salon tamamen doluydu ve iki saat 40 dakika insanlar keyifle oturdu koltuklarında, bol bol da güldüler. Bence bu büyük bir başarı, seyirciyi dinamik tutabilmek ve güldürmek. Abdullah Yüksekcan , çok sevdiğim DT oyuncusu Ünsal Coşar'ı sıkı takip ediyor anladığım kadarı ile. Bana onu çağrıştırdı. Tebrik ediyorum kendisini başarısından dolayı.

Ve Kanlı Nigar Eda Koca. O da oldukça başarılı idi. Oyunun başarısında da rolü büyük. Çokta tatlı biri. Çıkışta minicik bir sohbet olanağı oldu. "Yine gelin olur mu" deyişi çok hoştu. Çok gençler daha, ilerde daha iyi şeyler yapacaklar eminim. Diğer oyuncularda gayet güzel oynadılar. Gidin izleyin katkıda bulunun derim. Keyifli dakikalar geçirirsiniz.



Pazar, Nisan 05, 2015

Doğa için çal 6

Çok sevdiğim doğa için çal derlemelerinin altıncısı bu sabah saat 10 da yayınlanmaya başladı. Yine şahane olmuş, mükemmel olmuş. Yine çok sevdim. Doğa için çal, benimde üyesi olduğum ağaçlar.net projesi.  Ellerine, yüreklerine sağlık. Kocaman bir alkışşşşşş...









Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...