Pazar, Ağustos 30, 2015

Otuz Ağustos




OTUZ AĞUSTOS

Babam anlatırdı 1.nci Cihan harbindeki askerlik hatıralarını
Sekiz sene askerlik  yapıp  ,dört cephede savaştıklarını
Balkanlar, Kafkas cephesi, Süveyş kanalı ve de Conk Bayırı
Buralarda kâh yaya, kâh atlı, aç susuz, kalmazdı insanın hayrı.
Anlatırken o günleri heyecanlanır bir hoş olurdu
Bazı yerde tutamazdı kendi kalkar kalkar otururdu
Hatırına gelince ekmek bulamayıp ot, çöp yedikleri
Bazı zamanda yemek için at pisliğinden arpa seçtikleri
Ailesine cephede öldü diye haber gelince mevlit okutulduğu
İki sene sonra geldiğinde memlekete,  anlaşılmıştı ölümünün gerçek dışı olduğu
Balkanlarda askerler yakalanmıştı kolera hastalığına
Her gün birçoğu hastalanıp düşüyordu ölüm batağına
Bu zorluklarla geçmiş yıllar savaşarak dört cephede
Kurtarmışlar bu vatanı silah arkadaşları ile birlikte
Bize düşen kurtarılan bu vatanı layıkıyla korumak
İlelebet yaşatmak için Cumhuriyetimizi bütün gücümüzle çalışmak
Kimseler şüphe etmesin, elbette çalışıp koruyacağız
Gerektiğinde ecdadımız gibi son damlasına kadar kanımızı akıtacağız.

30 / Ağustos / 2015, ANKARA

YAŞAR T.

DEDEM

Cuma, Ağustos 21, 2015

Bunda da var bir hayır



Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
“Bunda da bir hayır var!”
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:
“Bunda da bir hayır var!”
Kral acı ve öfkeyle bağırdı: “Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?”
Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
“Haklıymışsın!” dedi.
“Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum. Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi”
“Hayır” diye karşılık verdi arkadaşı.
“Bunda da bir hayır var”
“Ne diyorsun Allah aşkına?” diye hayretle bağırdı kral.
“Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir”
“Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?”
“Ve sonrasını düşünsene…”
** işte bugünlerde ben de ,bu kıssada olduğu gibi , sürekli " bunda da var bir hayır " deyip , teselli bulmaktayım. 
Selam ve sevgilerimle 
Füsun T.


Pazar, Temmuz 12, 2015

Spor yaparken dinlenecek şarkılar


İyi pazarlar. Keyfiniz bol olsun. Dilediğiniz gibi geçsin gününüz.  Sıcaklarla aranız nasıl bilmem ama ben iki günde pes ettim. Ne güzel ılık ılık oturuyorduk deyip dolanıyorum.

Konu başlığı, en az "pazar şarkısı" başlığı kadar komik ama işinize yarayacağını düşündüm. Ara sıra depreşen spor aşkım dolayısı ile evde tempolu müziklerle biraz hareket edeyim derken bu şarkıları kullanıyorum. Dans da en güzel sporlardan biridir . Tüm vücudunuz hareket eder. Sizde hop hop hoplamak , zıp zıp zıplamak istediğinizde dinlersiniz bu listeyi belki.

Edward Maya & Vika Jigulina - Stereo Love

Mia Martina - Latin Moon

INNA - No limit

Bu parçayla Yıldız Tilbe dansı yapmak serbest

shaggy - those days

liviu hodor ft.mona - sweet love

Micheal Jackson - Hollywood Tonight

Ortalama 25 dakikalık bir listeydi. E bugünlük bu kadar zıplama yeterli olur sanırım. Varsa sizinde bir listeniz paylaşırsanız sevinirim.

BONUS

Cumartesi, Temmuz 11, 2015

Asya Ekspedisyonu

Cemal Gülas ismini bilenler için heyecan verici bir haber. Gülas ve ekibi yaklaşık 18 ay sürecek yeni bir projeye başladı. İstanbul Boğaziçi'nden başlayacak , Bering boğazına kadar Asya'yı dolaşıp, coğrafi, kültürel, antropolojik araştırmalarını , görsel ve yazılı bir arşive dönüştürecekler. 40.000 km yol katedecekler ortalama olarak. Tüm bunları Kocaoğlan isimli özel hazırlanmış araçları ile yapacaklar, hatta yapıyorlar. Çünkü Nisan ayında yola çıktılar. İşte Kocaoğlan.




Çok çok heyecan verici şahane bir proje. Benim kalbim pır pır ediyor onların yerine. Çünkü benim hayallerim içinde, bir karavanla Türkiye'yi dolaşmak olur hep. Tam bir hayal ama hayat da her an sürprizler sunar insana malum. Ayrıca hayali bile keyifli.

Bu projeyi internet üzerinden adım adım takip edebilirsiniz.
FACEBOOK 
TWİTTER
İnstagram 
ASYA_EKSPEDISYONU
CEMALGULAS
Web sayfaları 
https://www.asyaekspedisyonu.com/anasayfa.html


                                               Cemal Gülas Kocaoğlan'da çalışırken 

Cemal Gülas'ın instagram hesabını büyük keyifle takip ederim. Çamlıhemşin de  Pogina isimli bir mahellede , orman içinde "İnim " adını verdiği muhteşem güzel bir yerde yaşıyor. Her paylaştığı fotoda oradaymış gibi ruhum dinleniyor. Allah sağlıkla, keyfile yaşamasına izin versin ki, biz de sayesinde yeni yerler keşfedelim.
İşte "İNİM"


Salı, Temmuz 07, 2015

Tarhun

Vücut, ihtiyacı olan yiyeceği bulduğu zaman , bize de bir yeme isteği geliyor olabilir mi ? Mesela hiç yoğurt yemeyen ben uzun süredir hemen her gün yoğurt yiyorum. Bakalım ne zaman dur diyecek vücudum. İşte tarhun da vücudumun ihtiyaç duyduğu bir bitki herhalde, şimdi de tarhun yiyorum . Bir süredir midemde oluşan ekşimenin, tarhun yedikten sonra azaldığını gördüm. Faydalarını inceleyince de mideye iyi geldiğini okudum. E iyi ki iyi geliyor. Mutluyum ekşimeler hafiflediği için.


Tarhun fotoğrafta gördüğünüz bitki. Benim tanışmam yurt dışında yaşayan bir arkadaşım sayesinde oldu. O methetti , ben de tesadüfen pazarda bulunca, merhaba tarhun, merhaba Füsun durumu oluştu. O gün bugündür de görüldüğünde alınan bitkidir. Her yerde satılmıyor bildiğim kadarı ile, ben marketlerde tazesini görmedim mesela. Pazara da  bir tek pazarcı getirir, başka tezgahlarda yok. Bayburt civarında yetişiyormuş çoklukla. Ankara da ise Çubuk'ta yetiştiğini okumuştum. Gaziantep'de de biliniyor ve satılıyormuş.

Her yıl bitkinin yaşını iştahla yerken ,bu yıl ilk kez kurutacağım. Deneme amaçlı dört demeti  kurutmak üzere serdim. Gölge yerde kuruması gerekliymiş. Kurusu da mideme aynı etkiyi gösterirse, gelecek yıl daha fazla kurutabilirim.Lezzeti ve kokusu için şunu diyebilirim,  keskin bir aroması var ve yerken ilk aklınıza gelecek şey büyük ihtimalle rakı olacaktır.

İnternette bazı web sitelerinde  okuduğum faydaları şöyle:

  • Bağırsak solucanlarını düşürüyor
  • Mide ve bağırsak gazlarını gideriyor.
  • Vücutta biriken tuz ve suyu atıyor.
  • Sindirimi kolaylaştırıyor.
  • Mide ekşimesine iyi geliyor.
  • Ciğer yaralarına iyi geliyor.
  • Diş ağrısını hafifletirmiş.

Bu bitkiyi denemek isterseniz şimdi tarhun'un tam zamanı. Unutmamak gereken tek şey , doktora danışmadan tedavi amaçlı kullanmamak. Çünkü yararı kadar zararı da olabilir. Tazesini yemeklerin yanında lezzeti için yemek ise ayrı bir şey. Bol bol yiyin o zaman, çünkü zaten kısa bir süre bulunabiliyor yaşı.

Ne yapıyoruz ?
ABARTMIYORUZ ...

Pazar, Temmuz 05, 2015

Pazar şarkısı



Sonunda havalar ısındı. Ben ılık havaları daha çok seviyordum aslında. Neyse.  Havalar ısındıysa bizimde hareketlenmemiz gerek dedim. İyi dedim. Derim ben zaten. Güzel şeyler derim. Dedim işte, uzatmayalım.

Tüm ev halkını dansa bekliyorum şimdi. Kalkın kalkın oturmaya mı geldik.  Nah neh nah 

Heeyy çocuklar (evin minnoşlarından söz ediyorum )  hadiii, oturmak yok dansa devam İstanbul not Constantinople

Hoplaaa, zıplaaaa Wahayra

Tamam tamam bu son herkes kendi yoluna bu şarkıdan sonra, ben de Kendi Yolumda


mutlu neşeli keyifli 



Cumartesi, Temmuz 04, 2015

Piknik için faydalı bilgiler

Piknik yapmayı sever misiniz ? Çocukluğumun piknik anılarından olsa gerek, seviyorum ben. O yüzden piknik sepetlerini de çok severim. 

kaynak için fotoya tıktık

Bir kaç ipucu okudum piknik ya da kamp için. 

Benim gibi sizde karıncalardan huylanıyorsanız, yanınıza bir parça irmik alıp, etrafınıza serpecekmişsiniz.  Karıncalar uzaklaşıyormuş. Sivrisinek ve böcekler içinde adaçayı yaprağı yakılacakmış. Ve Johnson's bebe yağı , sivrisinek kovucu olarak kullanılıyormuş. Bunu deneyeceğim hemen. Bir tane böcek görsem üstümde, her yerim kaşınmaya başlıyor çünkü.

Mangal ya da ateş yakmak için , yanınızda mevcutsa cips'den faydalanabilirsiniz. Tutuşturucu olarak işe yarıyormuş. 

Arabanızda acil yardım kutusu , boynunuzda düdük mutlaka bulunsun. Özellikle çocukların boynuna düdük takmakta kesin fayda var, kaybolurlarsa çalmalarını da tembihlemeyi unutmayın. Malum piknikte kaybolan çocukları haberlerde izliyoruz. 

Sepette fazla yer işgal etmemesi için yiyecekleri vakumlayarak koyacakmışız. Bu fikri sevdim. 

Sepetinizde mutlaka alüminyum folyo olmalı. Yanınıza mısırda alın. Alüminyum folyodan bir kase yapıp içine mısırları koyun, ağzını sıkıca kapatın. hafif ateşte patlamaya başlayacak mısırlar. Yada ateş üzerine konacak bir kabınız var ama kapağı yok. Alüminyum folyodan kapak yapıp, patlatın mısırları. Bu fikride sevdim. Hava kararınca mum yakacaksanız alüminyum folyonun yansıtıcı gücünden faydalanabilirsiniz. Etraf daha aydınlık olacaktır. 

Tictac şeker kutuları baharat koymak için birebirmiş. Az yer kaplayacağı için bu da iyi fikir değil mi ? 

Ve koli bandı. Ne işe yarıyor derseniz ? Yaralanmalarda dikiş atar gibi yaranın üzerini şerit şerit kestiğiniz koli bandı ile tutturabiliyorsunuz mesela. Ya da delinen su şişenizi koli bandı ile sarıp güçlendirebilirsiniz.

VİDEO 

"Öğren de duvar deliğine sok" derdi annem, gün olur lazım olur. 




Salı, Haziran 30, 2015

Yasin suresi

Yıllar yıllar önce anneannem bana kuran okumayı öğretmişti. Tembel ben,ara sıra okudum ama çok ilerletemedim. Bugünlerde tekrar okumalara başladım. Ne kadar sürer, nereye kadar ilerler bilmiyorum ama okumak beni rahatlatıyor, büyük bir haz alıyorum.

Fatih Çollak hocanın sesinden Yasin suresini dinlerken, ben de bir yandan gözümle okuyup takip ediyor, harflerin okunuşlarını pekiştirmeye çalışıyorum. Fatih hocanın sesi de ayrı bir huzur veriyor bilmem neden. Dünyaca ünlü bir çok hafız var kuran okuyan, hiç birinin sesi bana o huzuru vermiyor.
İstedim ki siz de dinleyin, ruhunuza şifa olur belki , bana olduğu gibi.




İlk video hızlı gelir, takip etmekte zorlanırsanız , ikinci video daha yavaş olarak okunmuş.




Dualarınız kabul olsun, beni de unutmayın dua ederken.

Pazartesi, Haziran 29, 2015

Benden şeyler

Yine bir rehavet, bir rehavet. Blog'a uğrayamaz oldum. Yaz geldi böyle oldu. Kış gelir başka türlü olur. Bahane arayan bir sürü bahane bulur.

Geçen yıl ramazanın ilk günü komalık olunca , bir daha oruç tutmamıştım. Bu yılda henüz siftahım yok. Tutanların Ramazanları mübarek olsun. Duaları ve ibadetleri kabul olsun. Oruç tutmasam da , bende edebildiğim kadar nefsimi terbiye edeyim. Gıybetten uzak durayım, israftan kaçayım, sabırlı olmaya çalışayım, öfkemi kontrol edeyim, cömert olayım, şükrümü artırayım, teslimiyet ve tahammülü öğreneyim, şefkatli ve merhametli olmaya gayret edeyim inşallah.

Buralara uğramadığım sürede kısa bir mekan değişimi yaptım. Biraz deniz havası aldım geldim. Hiç iyi gelmez mi deniz havası,  iyi geldi tabii.

                                   


Havalar malum. Yaz gelmek istemiyor, kış gitmek istemiyor. Israr etmeyelim biz de daha fazla. Yoksa, bir gelir pir gelir. Limonata , şerbet tadında geçsin gitsin işte. Bu yıl da ısınmayalım. Hem sıcak ne öyle, eziyet insana. E herkes soluğu tatilde , deniz kenarında da alamıyor. Kalsın böyle havalar diyeceğim, Allah'ın işine karışmak olur. O zaman bize düşen, "gelsin, hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu , yaşamak " ilkesi ışığında hareket edelim. Akışına kürek çekelim.



Bir gece ay ve yıldız pek bir mutlu etti beni. Çok güzeldi manzara. Ama ,bu ay-yıldız fotoğrafını çekene kadar , balkonda donuyordum neredeyse. Tarih 20 haziran 2015 . 


Kısa mekan değişimi sonucu döndüğüm asıl mekanımda beni ailemize yeni katılan Eylül bebeğin heyecanı sardı. Onun doğumu için döndük. Yeğenimin bebişi. Yaşlandırıyor bu çocuklar beni, şikayetçiyim. Nene oldum.  Nıck, yakışmaz bana nenelik, ben çocuk kalmalıyım. Zaten ruhumdaki çocuk son zamanlarda pek nazlanmaya başladı, bir de nene lafını duyunca. Amannn neyse bakalım, belki Eylül'le bir çocukluk daha yaşarım. Evcilik oynarım belki. Çocuklara aşırı düşkün olan ben, ne halt edeceğimi düşünüp duruyorum. Eylül bugün 5 günlük. Her dakika özlüyorum onu. Uğur böceğimiz o bizim. Artık evimizin neşesi, gönlümüzün bir köşesi.

                                                  
Fotoyu kırpmayı unutmuşum. Daha neler neler unutuyorum bir bilseniz. Antidepresan hikayeleri bunlar. İçsen bi sürü şeyi unutuyorsun, içmesen yaşadığını unutuyorsun. İki ara bi dere. Hadi biraz şikayetleneyim. Kendimi acındırayım okuyucuya. Belim tutuldu. Evin içinde robotik hareketlerle dolaşıyorum. Yemek bile yapamıyorum. Yapan olursa çok güzel yiyebiliyorum ama. Acıyın bana....Sokağa çıkamıyorum, bahçeye bile gidemiyorum. Çok acıyın bana.


Durmayan yağmurlar bahçede çimleri güzelleştirirken, çiçekleri biraz hırpaladı. Oysa ne hayallerle dönmüştüm Ankara'ya. Günün tamamını bahçede geçirecektim. Ne mümkün. Bugün yine asık suratlı bir Ankara havası var, soğuk. Belim çok ağrıyor. Hayallerim suya düştü. 


Güzel bir hafta geçirmek için; tüm şartlar uygun , keyfiniz bol ve daim, keseniz de dolu olsun.. Yürekten sevgiler.<3

Cumartesi, Haziran 06, 2015

Aşkla aynı değil


Senin adın aşkla aynı değil 
Kimseye bitene değin sabretmem 
Geri adım atmak 
Hiç bana göre değil 
Üzgünüm ölene değin 
Affetmem 

Cuma, Haziran 05, 2015

Sardunyalar arasında

foto: Füsun T.
bu şehir kendi kıyılarına vuruyor
sonbaharda fırtınada
bu yara ayan beyan kanıyor
bir kıvılcımınla yanıyor

bir sigara içimi uzağında
kalbim kısılı bir kuşun tuzağında
hatıralar yanıyor onlar da
bu upuzun yaz sıcağında

denize batsın güneş
bu ıssız adada
şimdi atsam kendimi
çıkarırlar Galata’da

söktüm attım kalbimi
boğulsun dalgada
sonumu bekliyorum
sardunyalar arasında

vurdum kendimi dört bir yanına
denize baktım Kalpazankaya’da
şiirler yazıyorum sana hala
şişeye koyup salıyorum sulara

Pazartesi, Haziran 01, 2015

Havuç sote

Yemek   yapmayı çok fazla  seven biri değilim. Elimde lezzetlidir aslında. Yaptım mı güzel yaparım yani. Yapmama sebeplerimden biri, fazla yememek için. Yani; çeşit ve lezzet ne kadar artarsa , o kadar fazla yenir diye düşünmekteyim. Bir diğer sebepse malum mesele. Tembellik. Mesela pasta börek işine hiç bulaşmamaya çalışıyorum. Bugünlerde canım fena halde kek çekiyor yalnız. Her an elimden bir kaza çıkabilir.  

Buzdolabında, ne demek olduğunu pek de anlamadığım şu durum mevcut , "fare düşse kafası yarılır " . Farenin buzdolabında işi ne ? Neden fare de , ayı değil mesela ! Anlayacağınız buzdolabı boş. Malzeme olmayınca , makarna kurtarıcıdır. O mutlaka mevcuttur bir yerlerde. Bende makarna yaptım iki gün önce. Sadece makarna tabakta hoş durmayacak diyerek, dolapta kalan bir havuç ve iki üç sivri biberi görünce, bunlarla nasıl bir lezzet oluşturabilirim diye.düşündüm. Ayyy çok uzattım , sadede geliyorum.

Bir adet havucu sebze soyacağı ile soyup yıkadım ve sonrasında soyma işlemine devam ettim. Ta ki havuç bitene kadar. Teflon tavaya iki yemek kaşığı zeytinyağı ilave ettim. 2-3 sivri biberi iri iri doğradım. Bir fiske tuz ilave ettim. Çok tuz atmayın havucun tadını bozar. Hani tatlı yaparken felan bir fiske atılır ya o kadarcık. Hepsini yağa attım ve sotelemeye başladım. Havuçlar hafif yumuşayınca içine bir çay kaşığı zerdeçal ilave edip, sotelemeye devam ettim. Havuçlar yenecek  kıvama gelene kadar yaptım bu işlemi. Sonrada makarnanın yanına artistik bir şekilde yuvarlayarak koydum. Makarna bir havalı oldu, tabak bir havalı oldu, aman Allah'ım. Ayyy o havuçtaki zerdeçallı lezzet, nasıl anlatsam bilmem ki. Makarnanın yanına bu kadar mı yakışır. 

Bunu bu şekilde yapan var mıdır bilmiyorum. Çünkü tamamen doğaçlama yaptım ben. Yani herhangi bir yerde görüp duyup yapmadım. Yapan yoksa patenti benim demek isterim. Varsa da arkamı döner giderim. 

afiyetle yerken kulağımı çınlatabilirsiniz 

Pazar, Mayıs 31, 2015

Pazar neşesi

Günler yağmurlu geçiyor. Yarın yaz başlıyor ama hava bahar havası. Mevsimler kaydı. 2010 yılı 24 Haziran, NTV hava durumu sayfasında şöyle yazıyor " Haziran ayı kuvvetli yaz sağanakları ile devam ediyor. " Yıl 2015 , durum benzer. Kısacası Haziran ayını da serin ve yağışlı geçirme ihtimalimiz  yüksek. An itibari ile evde kalorifer  yanıyor sabah akşam.  Bu da tarihe not olsun.

Ben halimden çok memnunum. Fazla sıcak sevmem. Limonata tadındaki bu havalara da aşığım. Yeşilin bin bir tonu taptazedir şimdi. Ve; güller, çiçekler  açtı her yerde rengarenk. Hava da doğal klimalı, insan başka ne ister diyorum; ama deniz, güneş, kumlar diye hayal eden çok kişi var tabii.

Onları bugün bir  video  ile selamlıyorum. Nasılsa yaz gelecek, ben  birazcık daha  baharımla ve yağmurlarımla mutlu olayım izninizle diyorum. Yok inatla ,  ille de deniz, güneş  ve incecik kumlar diye ısrar ediyorsanız ...  TIKTIK

nerede olursanız olun gününüzü keyifli geçirin, sevdiklerinize sıkıca sarılın..
iyi pazarlar


Küçük Moiz ilkokul çağına gelmiş. Okulda ilk günün akşamı eve dönmüş.
Annesi: “Oğlum öğretmenin bu gün neler anlattı size bakayım ?” diye sormuş.
Moiz: “Anne, Musa diye bir adam varmış, bir gün Ramses diye biriyle kapışmış, adamlarını alıp kaçmaya başlamış.
Kaçmışlar, kaçmışlar bir nehrin kenarına gelmişler. Arkadan Ramses’in ordusu geliyormuş.
Musa hemen cep telefonundan Mossad, CIA, Ordu, vs.. herkesi aramış.
Hemen helikopterlerle askerler gelmiş, nehrin üzerine bir köprü yapmışlar.
Musa ve adamları geçmiş. Ramses’in adamları köprüye girerken savaş uçakları gelmiş, köprüyü bombalamış, hepsi suya düşüp boğulmuş…”
Diye anlatırken, Anne: “İnanamıyorum !.. Öğretmenin cidden böyle mi anlattı ?” demiş.
Oğlan da: “Yaw Anne, ben sana öğretmenin anlattığı şekliyle anlatsam hiç inanmazsın..”…



Çarşamba, Mayıs 27, 2015

Balkonlar şenlensin


                  


Dün günümü balkon düzenlemekle geçirdim. Fideler aldım, eski saksıların topraklarını boşalttım, zamanı geçen çiçekleri söktüm, toprakları havalandırdım ve yeni fideleri saksılarla buluşturdum. Tüm bunları yaparken de vücudumun ne kadar dayanıksız olduğunu gördüm. Çalışmak ve kasları güçlendirmek  lazım. 

Çiçeksiz bir hayat düşünemiyorum. Gözümü açtığım yer kocaman  bahçeli bir evmiş. Aklım erdiğinde şehre yerleşmiştik ve bu seferde evin içinde çiçekler vardı. Sonrasında balkonlu eve taşındık , o gün bugündür balkonumuz ve evimizin içi hiç çiçeksiz kalmadı. İnşallah kalmaz da. Ve bahçemiz. Oturduğumuz yerden 15 km uzakta yemyeşil bir bahçemiz var çok şükür.





Balkon mevsimi başladığına göre, biraz fikir edinmekte fayda var araştırması yaparken görüp sevdiklerimi size de göstereyim istedim. 

Balkonda mum olmazsa olmaz . Ucuz ve şirin bir proje. Geçmiş yıllarda ben de yapmıştım bir benzerini balkonum için. Benim balkon minnacık olduğundan kavanozumda minnacıktı. Dışını süslemek size kalmış. Bu mumları nasıl yakacağız derseniz, bir adet spagetti makarna işinizi görecek. Bu da minnak bi püf noktası. Ve benim yaptığım mumluklar Birrrr  ikiiiii

tıktık
Yerim dar, benim balkonda bir şey olmaz demeyin.  Yeter ki balkonda yaşamayı, onu  şenlendirmeyi  isteyin. Benim balkona benziyor büyüklüğü.


Yiyip içmeden balkonun keyfi çıkmaz di mi ? Bir masa gerek o zaman.  İstediğin zaman açıp kapatabilirsen , yer tasarrufu yapmış olursun. Benim balkonumda da bir benzeri var ve çok memnunum. Koçtaş dan almıştım.

tıktık
Şöyle bir balkonum olsa, dedim görünce . Herhalde hiç içeri girmem, orada yaşarım bütün yaz.

tıktık
Sıcak göründü gözüme. Güzel yaşanıyor belli ki. Ufacık da olsa nasıl hissedip yaşadığın önemli bence.

tıktık
E bu da çok hoş olmuş. Gri ve pembe ne çok yakışır birbirine.

tıktık

Benim balkon mu ? Uzaktan çekme şansım yok ama bir iki poz paylaşayım. Dünkü çabalarım sonucu bu hale geldi. Sağ köşede bunlar var.





Ortada bunlar var. Şampiyonluğumuzu kutlamayı da ihmal etmem, bayrak asıldı hemen. Bahsettiğim masada bu işte. Kapanabiliyor.


Sol taraf ve cam önünde de bunlar var. Mis kokulu petunyalarım,  her sabah kokladığım küçük yapraklı fesleğenim, henüz açmayan sardunyalarım, yine mis kokan mini limon servim ve kuşlara su koyduğum yoğurt kabım. Bir de mini şezlong sığdırıyorum oraya ve kıpraşmadan oturuyorum .


Veee son olarak... Çiçeksiz balkon kalmasın, balkonlar şenlensin diyoruz. Bu çiçekler kadar neşeli geçsin günümüz.

tıktık


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...