Perşembe, Nisan 17, 2014

Bitki ressamlığı



Bitkilerin; yaprak, dal, kök, çiçek, doku ve damarlarının bilimsel değerler göz önünde bulundurularak, bire bir resmedilmesi, bitkiyi tanıma açısından,  fotoğraflama tekniğinden daha gerekli ve önemli. Fotoğraflama ile bitkinin sadece bir yönü ele alınırken, resmi çizildiğinde en ince ayrıntılara kadar  detaylandırılıyor bitkiler. Ve bu sayede bitkiyi tanımak daha kolaylaşıyormuş. Çizilen bu resimler botanikçilerin en önemli kaynaklarından biri. İşte bu çizimleri yapan kişiler, bitki ressamı olarak adlandırılıyor. Türkiye'de bu işin yapılmasını sağlayanlar ise Nezahat Gökyiğit botanik bahçesi sahipleri. Bitki ressamı Christabel King'in  kurs vermesini üç yıl boyunca finanse ederek, ülkemize bitki ressamlarını  kazandırmışlar. Daha sonra da bu kursiyerler eğitim  vermeye başlamışlar ve halen devam etmekteler. Bu eğitmenlerden  biriside Christabel King tarafından yetiştirilen Işık Güner.





















1983 Ankara doğumlu Işık Güner. Aslında Çevre Mühendisi. Bitki ressamlığı kursunu tamamladıktan sonra, kendi mesleğini değil, bitki ressamlığını tercih etmiş. Halen Nezahat Gökyiğit Botanik bahçesinde, İspanya, Şili ve Türkiye'nin çeşitli yerlerinde düzenlenen kurslarda bitki ressamlığı  eğitmeni olarak görev yapıyor.Bir çok organizasyonda görev alıyor.  Kendisi altın madalyalı bir bitki ressamı. Aldığı madalyalardan biri ise dünyada sadece iki kişiye verilmiş olan "Mary Mendum " madalyası. Ve bu madalyayı iki kez almaya hak kazanmış. 




Bitki ressamı olmak isterim şahsen. Ama henüz Ankara'da eğitimi yok Işık Güner'in. Bir gün olursa katılmayı çok isterim . Kurslara katılmak için ille de resim bilginiz olması yada çok iyi resim yapmanız falan gerekmiyormuş. Hatta bir röportajındaki  kendi ifadesinden yola çıkarak söyleyebilirim ki, cin ali bile çizemem diyenler, daha güzel öğrenebiliyormuş. Şimdilerde kurs şansı sadece İstanbullular için var. Nezahat Gökyiğit botanik bahçesinde. Ve Ekim 2014 de ise Datça'da kurs var. 5-10 Ekim tarihleri arasında. Kurs süreleri çok kısa. Sanırım bir kaç derste öğrenilebiliyor. Tabii ki temel ders bunlar. İlerlemek size ait. Datça'da yaşayan blogger arkadaşlarıma duyurulur. Kendisi ile  bir vesile ile tanıştığım için size çok şirin ve keyifli bir insan olduğunu da söyleyebilirim. 


Bitki ressamlığı hakkında verdiği bilgileri okumak, bu meslekten para kazanılır mı öğrenmek ve yeni bir blog arkadaşı edinmek için ise bir TIK yeterli. Bir örnek daha vererek ve  Işık Güner'i can_ı gönülden tebrik ederek noktalayalım yazımızı.

IŞIK GÜNER WEB SAYFASI

Salı, Nisan 15, 2014

Geçmişe yolculuk

Yaşandığı an ve günde hayatımızda çok önemli bir yer edinen olaylar, yaşananlar, üzerinden uzun yıllar geçince ya kanıksanıyor ya da unutuluyor. Böyle olması bazı yaşananlar için olumlu elbette. Her duygu yaşandığı an itibari ile bünyemizde yaşamaya devam etseydi ne olurdu halimiz. Zaman her şeyin ilacı denen şey bu işte. Bazı olayların üzerinden o kadar uzun zamanlar geçmiş ki, az önce radyoda kulağıma gelen bir haberle eskilere doğru yolculuk yaptım. Bu yolculuğa sizi de dahil etmek istedim bugün.

15 Nisan 1912 yılında ilk seferine çıkan Titanik transatlantiği , Newfoundland'in güneyinde bir buz dağına çarparak sulara gömüldü. 1.513 kişi bu kazada öldü. 2340 yolcu ile başlamıştı yolculuğa. Titanik neden battı sorusuna bir çok yorum var.Kimi ayı suçlu buluyor. Titanic batmadan üç ay önce ay dünyaya en yakın mesafeye ulaşıyor ve gel-git ler hiç olmadığı kadar yükseliyor.Bu da buzul hareketlerini değiştiriyor. Bugün yaşanan kanlı ay tutulması umarım kötü olaylara sebep olmaz diye geçirdim hemen içimden. TIK  Bir başka yorum, yanlış bir komut sonucu buz dağından kaçmak yerine üzerine doğru gidildiğine dair. İlgilenenler detaylar için  TIK   ve TIK  ve TIK


foto

Denizde bunlar olurken hava da neler vardı acaba. 15 Nisan 1933' te Ankara _ İstanbul arasında tarifeli uçak seferleri başlamış. Ankara'da havalimanı olmadığı için kalkış ve varış noktası Güvercinlikte bulunan askeri havaalanı imiş. Bilet fiyatı 35 Lira 5 Kuruş. Bu  küsuratlı uygulama rakamlarının o günlerde de olduğunu görünce, atalardan gelen bir adet olduğunu anladım. Neden 35 Lira değil acaba. Şimdi de gözüme Ankara içindeki hız levhaları dokunuyor. Azami hız şehir içinde 82 Km. Neden 80 değil ? Bilen varsa bi aydınlatır mı beni. Dönelim uçak seferimize. Ankara'dan binince hemen İstanbul'a gidemiyordunuz yalnız. Önce Eskişehir'e uğruyordu uçak, oradan da yolcu alıp İstanbul Atatürk havaalanına iniş yapıyordu. Bitmedi yolculuk. Atatürk havalimanı o zamanlar şehrin çok dışında kaldığı için trene binip şehir merkezine geliniyordu. Yolculuk süresi yaklaşık 2 saat 45 dakika kadardı. Havacılık kronolojisi ilginizi çeker mi bilmem TIK 


Havada, denizde bunlar olurken, karada neler olmuş. 15 Nisan 1983 İstanbul sıkıyönetim komutanlığı , vatandaşlıktan çıkartılan Yılmaz Güney ve Cem Karaca'ya ait her türlü eserin , basım, yayım,dağıtım ve bulundurulmasını yasakladı. Cem Karaca, kocaman numaralı gözlükleri ile gözümde canlanıverdi bunu okuyunca. Ne kadar üzülmüştür bu yasağa diye düşündüm. Bir şarkısının bende ayrı bir yeri var. Çok seviyorum nedeni olmadan. TIK 

Dağ başında rastladım aksakallı birisine
Bin yıllık bir halıya bin yıldan beri
Bağdaş kurmuş bir çınar gibiydi
Sordum ona "Aşk ne ustam hayatın sırrı ne,
Tepeden tırnağa aşığım ben
Ve koskoca bir hayat var önümde?"

Sevda kuşun kanadında
Ürkütürsen tutamazsın
Ökse ile sapanla vurursun da saramazsın
Hayat sırrının suyunu
Çeşmelerden bulamazsın
Ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın...






**Bu arada ben geçen yıl bugün ne yapıyormuşum acaba diye Facebook sayfamda, solda bulunan uygulamalar alanındaki "Bugün" kısmına tıklayınca gördüm ki , İstanbul'da gezmekteymişim. Telefonumu klozete düşürmüşüm, pert olduğu içinde  kendime geçici bir telefon bulduğumu bildirmişim arkadaşlarıma ve demişim ki 
 "Gecici bir tlf buldum.teknolojiye daha uyumlu :))arayin gari " 

Pazar, Nisan 13, 2014

Pazar şarkısı


foto:Füsun T. 


Kendime dolunay aşısı yaptıracağım. Alerjim var dolunaylara. Yok tabii ki öyle bir aşı ama bu kadarda olmaz yahu. Çok eziyet çekiyorum ben her ay. Acayip kalitesiz geçiyor yaşamım. Herkesi kırıyorum, asabi oluyorum, depresyon desen son aşamada. Dün bir mağazadan bluz aldık yeğenimle beraber. O sarısını ben pembesini. Onun işi olduğu için ödemeyi bana bırakıp ayrıldı mağazadan. Ben tam kasaya yönelecekken, bluzların başında bir bayan görevliyle konuşuyor " bana bu fiyattan vereceksiniz di mi ? " diye. "Hayırdır" dedim. Bayan dedi ki; " benim elimdeki bluzda farklı fiyat yazıyor, o fiyattan verecekler bana " . Aldığı bluz benimkiyle aynı renk, aynı bluz. İsyannn yine isyannnn. Kasada görevli bayanla, onbeş dakika tepiştim bu yüzden. Dırdırdırdır başının etini yedim kızın. "hanımefendi, bluzları karıştırın, o fiyat yazan bulursanız size de üzerindeki fiyattan vereceğim diyor " ben ı ıhhh, dırd rıdrdırırıdıır söylenmeye devam. Dolunayımı kızda tüketmeye çabalıyorum habire. O kadar dırdırın hiç bir fayda vermeyeceğini bile bile üstelik. Çok şükür kazasız belasız ordan çıktım eve dönüyorum, trafik yoğun. Bir araba sağımda kendisine yer açmaya çalışıyor. Adama öfkelenip arabayı daha da sağa alıyorum. Önünü kesiyorum. Hobareyyyy. O anda çanlarım da çalmaya başladı. Hopppss, sakin ol yahu, bu sen değilsin. Önünden sivrisinek geçse durup yol veren sen, hayırdır noluyo !! Bununla kalsa iyi. O kadar depresif ve umutsuz oluyorum ki, sevdiklerime ters davranıyorum. Ay bir ağlamaklı modlar, bir Ferdi Tayfur halleri.

İşte tüm bunlarında etkisi ile son üç gündür onlarca kez açıp açıp bu şarkıyı dinliyorum. Şebnem Ferah'ı yanaklarından öpüyorum böyle güzel bir şarkı yaptığı için. Ama ne yazık ki şarkıyı ondan dinlerken ağlayamıyorum. O yüzden ben bu ara Kibariye yorumuna taktım. Çünkü dinliyor ağlıyorum, ağlıyor dinliyorum.

Ve diyorum ki ;

gücün var mı sevgilim
derin sularda inci tanesi aramaya

cesaretin kaldıysa
hâlâ benle aşktan konuşmaya
söyle canım sevgilim
hayat bize oyun oynuyor olabilir mi
yorgun gibi bir hâlin var
duyguların karışık olabilir mi
sil baştan başlamak gerek bazen
hayatı sıfırlamak
sil baştan sevmek gerek bazen
her şeyi unutmak
sanki bugün son günmüş gibi
dolu dolu yaşamak istiyorum ben
her ne çıkarsa yoluma
selam verip yürümek istiyorum ben

sil baştan sevmek gerek bazen
hayatı sıfırlamak
sil baştan sevmek gerek bazen
her şeyi unutmak 


  ▶ Kibariye - Sil Baştan (2013) - Dailymotion video



Cumartesi, Nisan 12, 2014

Sıkıldım

Geldiler ki o biçim valla. Tüm günü sağa sola sataşmakla, bağırıp çağırmakla geçirdim, yine de durulamadım. Yaşasın Issuu. Beni azda olsa ferahlatmayı, kendimden uzaklaştırmayı başardı.
İsterseniz sayfaları tıklayıp , siz de birazcık başka dünyalara yelken açın.




Çarşamba, Nisan 02, 2014

Benden şeyler

Kıskanç mıyım neyim diye sordum kendime.?
I ıh , dedi kendim, kıskanç değilsin ama özendin işte.

Yeğenime özendim. Sürekli Eymir gölüne gidip fotoğraflarını paylaşıyor. Gördükçe canım çekiyordu. Beni de götür dedim. Kırmadı. Bütün kızlar toplandık gittik. Kuziler, yeğenler, ablalar. Gençlerle gençleştik, gülüştük, güzel bir gün geçirdik. Öğlen gitmiş olsak da hava kapalı ve soğuktu. O soğukta yılmadık kat kat kat kat polarlara sarılıp göl kenarında oturduk.  Ben biraz keyfime düşkün olduğum için sandalyemin altına da bir polar yerleştirince hepsinin hedefi oldum. 



Cep telefonlarının fotoğraf makineleri olması ve internette paylaşım imkanı çok kolay olduğu için, diğer minik fotoğraf makinemi yanıma almamışım. Ama ekran biraz parladığı için ne çektiğimi fazla görmeden çektim. E malum gözler bozuk artık. O yüzden çektiğim fotolardan memnun kalmadım. Yine de paylaşacağım.


Hava soğuk Bırrr. Isınmak için bol çay. Garsonnn, çayları tazele lütfen. Ben bile iki bardak içtim.


Ah ah şu gördüğünüz manzarayı belki 50 kere çektim, yine doyamadım. İzlemeye hiç hiç doyamadım. Biz Ankara'lılar şu minicik gölle mutlu olabiliyoruz işte. Suya hasretimizi giderebiliyoruz. Ve göl o gün çok güzeldi .

Çalışkan kanocularımız . Durmadılar kürek çektiler. Biz de takibe aldık onları. Bir tanesi biraz tembeldi yalnız. O fazla sıkı sarılmıyordu küreklere. Di mi kızlar ?


Çok kalabalık değildi tabii ki o gün. Çünkü hafta ortası idi. Yine de; sofralarını kurmuş demlenen abiler, bisiklete binen gençler, balık tutan yalnız delikanlılar, şaraplarını açmış şezlonglarına yerleşmiş, tatlı bir sohbete dalmış sevgililer mevcuttu. 


Çektiğim fotoların içinde sevdiklerimden biri bu oldu. Camdan yansıma çok hoştu, bu kadarda olsa yakaladım. Ve fotoda gördüğünüz gibi sohbete dalmış hoş bir arkadaş grubu vardı.


Hava açtığında yürüyüşe başlamıştık. Boş yollarda yürürken, geçen arabaların 30 km hız sınırına uyuyor olması , "yaşasın hala aklı başında insanlar yaşıyor canım Ankara'm da" dememe sebep oldu. Yaşasınnn !!


Her ölümsüzleştirdiğim anla dualarda ettim. " Allah'ım sen burayı rantçılardan koru. Gelişmesin , bu doğal hali ile kalsın bu göl "diye adeta yalvardım. 


Ah canımmm vakvaklar, siz oranın neşesi en tatlı varlıklarısınız. Balık bol herhalde, verdiğim ekmekleri yemediler.


Mavi hep güzel. Hep favori rengim. Belki de balık burcu olmam sebebi ile suyu , suyun mavisini seviyorum.


Baharlar gelmiş. Çiçek çiçek açmış. Neymiş, hayat sevilince sevince güzelmiş. Sevmeyi sevenlere selam olsun. Kucak dolusu bahar çiçeği size. 


Güneş içimizi, ruhumuzu ısıttın . Bize enerji verdin yaşama sarılmak için. Umudu yaşatmak için. 


Ama sürekli uyuyorsunuz. Nerde köpek görsem uykuda. Bahar erken çarptı sizi galiba. Hoş o manzara da bende mayışırdım. Huzurdan galiba uyuşukluğunuz . 

Boz tepeler ve nazlı nazlı sessiz sakin salınan sandallar. Gözümün sevdikleri, gönlümü rahatlatanlar.


Bu yansıma suluboya çalışma isteği uyandırdı bende o anda. Fotoğrafladım sonra yaparım belki diye. 


Güzeldi, sevdiklerimle olunca çok daha güzeldi, keyifliydi. Hoşçakalın vakvak kardeşler. Yine geleceğim.


Ve kendimle özdeşleştirdiğim kahve fincanı. Bu güzel güne bir sade kahve eşliğindeki hoş muhabbetle, Orfoz restoranın sıcacık iç mekanında nokta koyduk. 



Eymir, hep böyle kal lütfen .. . .

Perşembe, Mart 27, 2014

Benden şeyler

Salı sabahı 7.30 da gözlerimi açtığımda babamı giyinip kuşanmış buldum. Hayırdır deyince, "bahçeye kahvaltıya gidiyorum hadi gel" dedi. "Gözlerimi ovuşturuyorum daha uyanamadım bile, hem hava da hafif esintili" gibi mırıldanmalardan sonra " e gidelim hadi " dedim. Çok mırıltılı biriyim . Her şarta kolay uyum sağlayamıyorum. "Haydi kalk gidelim" bir tip değilim. Bilenlerin tabiri ile içimde bir kraliçe yaşıyor. Her tür şartın uygun olması lazım benim yola çıkmam için. Hava güzel olacak, mekan güzel olacak, her şey yolunda olacak ... uzar gider bu liste. Rahmetle anacağım çılgın Meloş halam, haydi gidiyoruz dediğin anda çantası kolunda hazır her yola çıkardı mesela. Her yerde kalırdı. Ne güzeldi. Benim çantamı hazırlamam bile mesele. Şunu mu giysem, bunu mu alsam.... bu liste de uzar gider , uzatmayayım. Netice olarak "kalk gidelim " tiplere hayranım ben, öyle olmaya çabalıyorum ama zor be .

Saat 8 gibi yola çıkmıştık. Bahçe eve yaklaşık 25 km uzaklıkta. Yol boyu kalan uykuma ara ara devam ettim. Sıcak ekmek büfesinde durup kahvaltı için köy yumurtası, tahıllı ekmek, poğaça alarak  devam ettik. İyi ki gelmişiz demem, kilitli bahçe kapısını  açmamla aynı saniyeye denk geldi. Huzurlu bir sessizlik karşıladı çünkü bizi. Şehirde oturduğumuz ev cadde üstü, bahçeye ulaştığım zaman  kulağımdan yolun uğultusu kaybolunca anlıyorum; gün boyu, yıl boyu, yaşam boyu nasıl bir ses kirliliği ile  muhatap olduğumu. Koca bir "ohhhh rahatladım" sesi geliyor kulaklarımdan, beynimden. 

İlk iş ocağa çayı koymak oldu. İkinci iş komşu köpek Ateş'e poğaçalarını vermek. Çok şükür komşu kedi Salo ortalarda yok. Kuşların ise hiç sesi yok. Aslında eskisi kadar kuşta yok. Çünkü yaramaz komşu kedi Salo onlara ve yuvalarına rahat vermiyor sanırım. O yüzden bizim bahçede yuvalanmaktan vazgeçtiler. Oysa eskiden kuş sesinden durulmazdı bende onlara "şişşşsttt bi susun " diye bağırırdım. Köstebekler uyanmış ve bahçenin her yerinde tepecikler oluşturmuşlar. Umarım çimlerin altında dolaşmazlar. Yoksa tüp gazla ölüme gidecekler. 

Bahçedeki ağaçlarda uyanmış. Süslenmiş , çiçeklenmiş, ama az miktarda. Umarım daha geç açarlar, üşütme riskleri mevcut hala. Bu güzel minik erik ağacına ait. 


Babamdan kaçırabildiğimiz ( her yere bitki dikmek yasak, her bitkinin yeri var ) sümbüller de açmış , hemde şahane açmış. Kocaman açmış. Rengi de bir harikaymış. Kokusu da ömre bedelmiş. Ve sümbüller açmışsa bahar gelmiş demekmiş. SÜMBÜL


Sarı yıldızlar çakıl taşlarının arasında parlıyorlar. Kır çiçeği bunlar. Her yıl çakılların arasında kendiliklerinden çıkıyorlar. Gagea sp. cinsi oluyor galiba. Çiçeklerin boyu çakıllardan küçük nerdeyse. Ama ben onları çokkkkk seviyorum. Bir de beyaz yıldızlar var, onlar henüz açmamış.


Kahvaltı da hazır bu arada. Yumurtalar rahmetli annemi anmak adına yapıldı tarafımdan. Çünkü bahar geldiğinde yapar yedirirdi bize. Sağlık, bereket olsun diye. Bir de soğan kabuğu ile boyardı yumurtaları. Duymuştur bir yerlerden, yoksa ailede böyle bir gelenek yok. Çok bilgili biriydi. Tabaktaki siyahlar kuru üzüm. Bilgili annemin, annemden daha bilgili annesi, yani anneannem tenbihlerdi bize; "kızım sabahları 21 tane kuru üzüm yiyin, hasta olmazsınız " derdi. Aile sırrı paylaştım sizinle. Sevildiğinizi bilin. Yumurtaları tokuşturmayı hiç ihmal etmeyiz babamla. Her zaman olduğu gibi kaybettim. Babam hile yapıyor galiba. 


Kahvaltı sonrası keyif çayımı ise, elimde bardağım bahçeyi turlayarak içtim. Her bulduğum doğal sehpayı kullanıp, fotoğraf çekmeyi de ihmal etmedim.








 Kır çiçekleri ufaktan açmaya başlamış ya, ballı balabalar da açmış az miktarda. Bazıları erkenci  henüz tamamı açmamış.  Şifalı bir ot. BALLIBABA 


 Ve karahindibalar. Çimenlerin düşmanı, insanların dostu, benim sevgililerimden, şifalı bitkilerden  KARAHİNDİBA 


 Nergislerin sadece iki tanesi açmış. Çimleri sulayınca ıslandılar. Bende fotoğrafladım elbette. Cep telefonuyla ancak bu kadar çekebildim. NERGİS 



Ve yavaş yavaş bahçe çalışmaları başlıyor. Ekilecekler, dikilecekler planlanıyor. Sevdiklerimle  sabah kahvaltı organizasyonları, sabah kahveleri, bahçe sohbet günleri de  kafada oluşturuluyor. Yeni havadisler, yeni fotoğraflar gelene kadar şen ve esen kalın.

Pazar, Mart 23, 2014

Bugün Pazar


Bugün şarkı yok. Çünkü keyif yok. Çünkü sıkıcı günler. Çünkü memleket havası kurak, yakıcı, fırtınalı. Şarkı dinlemekte , söylemekte istemiyorum bugün. Üstelik evde de bugünkü durum sıkıcı. Çünkü temizlik günü, Gül var. Gül bize temizliğe gelen, yaman mı yaman bir hatun. Bazen keyiflidir ama böyle şahane bir bahar gününde onu evde görmek bana hiç mi hiç keyif vermiyor açıkçası. Pazar günü temizlik mi olur , şartlar öyle gerektirince oluyor işte.

Bugün hayal günü olsun. Güzel düşler kuralım. Her şey bir düş ile başlar bakarsınız. Üzerimizdeki bu kasvetli havadan bir nebze olsun uzaklaşalım hep birlikte. 


 Güzel diyarlar,güzel görüntülerle ruhumu dinlendirmek istiyorum ben bugün. Belki birine bakarken düşlere  de dalarım.












Ben kendimi o trende ve bu manzaralar eşiliğinde seyahat ederken düşledim. Bana çok iyi geldi. Şimdi bu dopingle işe koyulabilirim. Hepinize huzur dolu bir pazar günü diliyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...